ZARÛRÎ BİR AÇIKLAMA

0

Beni tâkip eden insanlar çok iyi bilmektedirler ki; son hastane mâceramdan evvel Türk basınının din karşıtı kesiminde aleyhime başlatılan furya bir iftira kampanyası neticesiz kalmıştır. 18 vilâyette savcılığa suç ihbarında bulunulmuş ve bu ihbarların da çoğu ya tekzib edilmiş yahud tâkipsizlik kararıyla ortadan kalkmış olmasına rağmen bu gibi eski beyanlarım mevzubahs edilerek hakkımda dava açılması sağlanmak istenmiştir. İkametgâhımın İstanbul olması itibariyle bu şikâyetler İstanbul’da cem edilerek burada yapılan takibat neticesinde hepsi birden “TAKİPSİZLİK” kararıyla ortadan kalkmıştır. (EK.1)

Bu kararın şikâyet listesinin bir numarasında yer alan Türkiye Komünist Partisi ve bir grup CHP mensubu milletvekilinin itirazlarının da reddolmasıyla hevesleri kursaklarında kalan bir kısım insanlar ben hastanede yatarken de tezvirata devam etmişlerdir. Bunların heyet-i umûmîyesine tamamen ifakat bulduktan sonra cevap verecek olduğuma dâir evvelce takipçilerime vaadde bulunmuştum. Bu vaadim bâkî kalmak şartıyla bu defa yeni bir tevil ve iftiraya henüz tamamen iyileşmemiş olduğum halde kısa bir cevap vermek ihtiyacını hissetmiş bulunmaktayım. Zira on gün sonra yapılacak seçimler için beni muhterem Reis-i Cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarı aleyhinde göstermek gâyesine matuf olan bu iftiranın cevabını geciktirmeyi doğru bulmadım.

Galiba bundan evvelki seçimdeydi; mevcud şartlar muvacehesinde Tayyip Bey ve AK Parti’yi desteklemenin “iman icabı” olduğunu söylemem üzerine de benzer bir tezvirat yapılmıştı. Benimle kafayı bozmuş câhil bir yazar “Kadir Mısıroğlu iman esaslarına bir yenisini ekledi.” diyerek “iman icabı” sözünü “imanın şartı” sûretinde naklederek tezvirat yapmıştı. En câhil bir müslüman bile imanın şartının altı olduğunu bunlarda tecezzi (parçalanma)  kabil bulunmadığını bilir. İmanın icabı ise; kısaca ifade etmek gerekiyorsa bütün ahlâkî davranışlardır.

Bu kadar basit bir dinî gerçeği bile çarpıtarak nakletmekteki sûiniyetin bir benzeri ve hatta devamı ODA TV’de yayınlanan bir haber makalede ortaya çıkmıştır ki; bu açıklama onunla alâkalıdır.

Ben Çapa Hastanesi’nde mâruz kaldığım çirkin davranışları anlatan konuşmamda Türkiye’deki hastaneler hakkında umûmî bir beyanda bulunmadım. Hatta o derecedeki Çapa Hastanesi’nin bile sâir servislerini itham şumûlü dışında tuttuğumu sarahaten ifade ettim. Hâl böyleyken ODA TV benim adını da zikrederek müfred Çapa Hastanesi’ni hatta onun da Dâhiliye Servisini kastederek yaşadığım menfilikleri anlattığım sözleri naklederken kasten “hastane” kelimesini çoğul kullanarak “Tükiye’deki bütün hastaneler” hakkında vârid sözlermiş gibi (Bkz. EK.2) göstermiştir. Böylece benim bu sözlerimi  Tayyip Bey ve arkadaşlarının defaatle ifade ettikleri ve halkımızın   da müşahede edegeldiği sağlık sahasındaki düzelmelere dâir beyanları tekzib  etme maksadıyla söylenmiş gibi göstererek beni Tayyip Bey ve AK Parti’ye cephe almış  bir durumda ifade etme SAHTEKÂRLIĞINI ortaya koymuştur. Bunu daha yazının başında “MISIROĞLU DA TAMAM DEDİ” serlevhasını kullanmak sûrtiyle sarih bir sûrette ortaya koymuştur.

Benim bu husustaki konuşmamı internetten seyredenler hatta ODA TV’nin yaptığı iktibası okuyanlar benden sâdır olmuş bir “TAMAM” kelimesinin olmadığını açıkça göreceklerdir. ODA TV’nin attığı manşet ise  okuyucularını aldatmak maksadına bağlı SAHTEKÂRLIKTAN başka bir şey değildir. Onlar çok iyi biliyorlar ki bundan önceki seçimlerde “BİR MİLYON REYİM OLSA HEPSİNİ TAYYİP BEY VE AK PARTİ’YE VERİRİM! ” sözünü ben milletimiz önünde defaatle söylemişimdir. Bunu bildikleri halde beni Tayyip Bey ve AK Parti iktidarına karşı göstermek hususundaki tezvirata devam etmek güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Ey din karşıtı güruh! Sizden bıktım! Size cevap vermekten de yoruldum ve usandım! Sizin mantık ve muhakeme ile bir alâkanız olmadığını, Allah korksusu denilen şeyden zerre nasibiniz bulunmadığını, sizin her hâdiseyi sâdece ideolojik bir perspektiften değerlendirdiğinizi çok erken yaşlarda bittecrübe gördüm ve anladım. 1960 İhtilâline tekaddüm eden günlerde sizden biri, benim,  hakkımda vâki bir ithamı red makamında olarak “Hasbunallâhi ve ni’mel vekil” sözümü gazetesine “Arapça küfür” olarak yazmak cehâlet ve bedbahtlığı ile bana sizin ahlâk ve mantıkdışı tavırlarınız hakkında ilk müşâhedeyi sunmuştu. O günden bu güne kadar akıl mantık dışı ithamlar saymakla bitmediği cihetle burada başka bir misal zikretmek istemiyorum. Ben sizin mantıktan âzâde olduğunuzu bilirdim de bu derecede nâmus ve dürüstlükten de uzak bulunduğunuzu doğrusu tahmin edemezdim.

Yakamı bırakın! Ben bir iman adamıyım! Sizin gibi müşahede sahama giren vakaları ideolojik değerlendirmeyi ve bu sûretle kul hakkına tecavüzü vicdânen kabullenecek biri değilim. Kendiniz için istediğiniz hürriyetin başkalarının da hakkı olduğunu anlayıp kabul edecek kadar izan ve insaftan mahrumiyet sizin için sadece Âhiret’te değil Dünyâ’da da bir hacâlet sebebi olacaktır. Zira gecikmiş olmuş bulunsanız da şunu anlamalısınız ki din karşıtı olan sizin gibiler bu ülkede azınlık kalmaya mahkûmdur. Bu azınlık psikolojisinin sıkıntısından kurtulmak için  bu gerçeği kabulden başka çâreniz yoktur. Kendi kafadarlarınızla birleştiğiniz zaman Allah’ı, peygamberleri, Kur’an’ı, mukaddesatı inkâr edebilirsiniz ama bu gâye için memleketteki islâmî gelişme için emeği dokunanları kötülemekle Dünyâ plânında hiçbir şey elde edemeyeceksiniz. Baksanıza reis-i cumhur adayınız bile dindar görünmeye çalışıyor. Milletin desteğine, tasvibine ihtiyaç duymuyorsanız dilediğinizi yapabilirsiniz.  Zira siz kaderin mağlubu ve mahkûmusunuz. Lâkin iman şuurundan nasibi olmayanların böyle gerçekleri görmesine imkân yoktur.

Zaman tebeddülat zamanıdır. Küfrün saltanatı bitmiştir. Bundan sonrasını devam ettirmek temmuz ayında kar yağdırmaya çalışmaktan farklı olmayan bir şeydir. Âdetullah icabı olarak merhale merhale her gün biraz daha takviye olunarak Hak gâlip gelecektir. Bunun sizin için doğuracağı hüsrandan kurtulamazsınız. Başörtüsü için sarf ettiğiniz emeklerin neticesi ne oldu?! Yaşadıklarından doğru bir ibret almak ancak iman şuuruyla mümkündür. Dün başörtüsüyle yaptığız mücâdeleyi bugün Tayyip Bey’e karşı yapıyorsunuz. Bunun neticesi de sizin için hüsran olacaktır. Bu âdetullah icabıdır. Lâkin bu gerçekler sizin okuyup anlayacağınız gerçeklerden değildir. Çırpınmaya devam edin!

Ben Çapa Hastanesi’nde gördüklerimi anlatırken Fâtih Sultan Mehmed Hastanesi’ndeki mükemmelliği de ifâde ettim. Siz bunu duymamazlıktan geldiniz değil mi? Duymazsınız çünkü sizin gözünüzde tarafgirlik perdesi vardır. Kulaklarınız tıkalıdır, kalpleriniz de mühürlenmiştir. Sizin gibiler hakkındaki ferman-ı ilâhî ile bu cevabı bitireyim. “Hatemellâhu alâ gulûbihim ve âlâ sem’ıhim ve alâ ebsarihim ğışeyeh velehum azabun azim” (Bakara Sûresi, âyet 7)

KADİR MISIROĞLU

NOT:

1)İslâmî gelişme karşısındaki güçlerin mümessillerinden biri olan ODA TV’nin tezviratına önümüzdeki seçimler sebebiyle gecikmeden bir cevap vermiş olmamın asıl sâiki vâki tezviratlar karşısında mü’min ve muvahhid olanlara bir ikazdır. Fakat bu vesileyle ifâde etmek istediğim ikinci ve ehemmiyetli bir ikaz da vardır ki; koalisyon belâsından kurtulmak için gerçekleştirilmeye çalışılan Cumhurreisliği Hükümet Sisteminin de bir zayıf noktası vardır. O da reis-i cumhurla içinden çıktığı partinin aynı derecede tasvib görememesi tehlikesidir. Bu ülkede dost düşman herkes farkındadır ki; Tayyip Bey‘in şahsına müteveccih  reyler partisine müteveccih reylerden fazladır. Bunu gören muhâlefet AK Parti’nin Meclis’te ekseriyet teşkil etmemesini umarak Tayyip Bey’in kuracağı hükümeti çalışamaz hâle getirmek hevesi peşinde koşmaktadır.  Bunu fark ederek “muhâlif” olmayı “muhâsım” olmak zanneden böyle nadanlara fırsat vermemek için Tayyip Bey‘in arkasındaki desteğin yüzde yüzünün partisin arkasında da bulunması lâzım ve şarttır. Bu vesileyle beni seven ve iman davasında hissen ve fikren yanımda olan bütün kaarilerime bu noktada hassas davranarak AK Parti’nin aldığı reylerle Tayyip Bey‘in reyleri arasında bir fark vücuda getirmemenin ehemmiyetini kavramalarını ve mecliste parti ekseriyeti olmadığı takdirde gerçekleştirilmeye çalışılan bu târihî değişikliğin zaafa uğrayacağını unutmamalarını istirham ediyorum.

2) Allah’tan izin ve ruhsat çıkarsa Ramazan-ı Şerif bayramının ikinci günü öğleden sonra sevenlerimle bayramlaşmak üzere “Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı“nın Üsküdar’daki merkezinde bulunacağımı sevenlerime duyurmak isterim. Şimdiden bayramınız mübârek olsun!

EK2 belgesi için tıklayınız.

TAKİPSİZLİK belgesi için tıklayınız.

PAYLAŞ