TEKZİP

0

Gazetenizin yazarlarından Ahmet Hakan öteden beri bana asılsız ve esassız iddialarla hakaret etmeyi bir alışkanlık hâline getirmiş bulunmaktadır. “fesli kadir” , “deli kadir” gibi ifadelerle şimdiye kadar yapmış olduğu çeşitli iftiralara cevap vermeye tenezzül etmedim. Fakat bu defa beni “Yunan dostu” ve “Milli Mücâdele aleyhtarı” göstermek hususundaki son tezviratı bardağı taşıran bir damla olduğundan bu tekzibi göndermek mecburiyetini hissettim:

Benim “15 Temmuz Milli Mücâdele ile kıyaslandığında ondan kat be kat üstün bir millî destandır” cümlemi esas alarak vaktiyle de “keşke Yunan galip gelseydi” dediğimi 18.07.2017 tarihli yazısında iddia etmektedir.

  1. Millî Mücâdele hâriçten ve düşman hüviyetiyle gelen bir harekete karşı gerçekleştirilmiştir. 15 Temmuz ise içimizden çıkmış kripto gâvur hüviyetiyle bir grubun eseri olduğu cihetle bunların düşman olduklarını teşhis de milleti onlara karşı birleştirmek de müşkildir. Benim bu sözle ifade etmek isteğim husus bu güçlüğe işârettir. Yunan İzmir’e çıktığı zaman Ege dağları eşkıya ile doluydu. Bunların her biri bu müşahhas düşman karşısında birer kuva-yı milliyeci olmuştur. Hâlbuki Fetullah’ın millet düşmanlığını anlayamayan birçok insan hâlâ vardır. Bu gerçek dolayısıyladır ki; yazdığım Osmanlı Tarihi’nde Osmanlı padişahlarının en büyüğü olarak Çelebi Mehmed’i göstermişimdir. Çünkü O da Timur gâilesinden sonra dahilî bir kargaşaya çare bulabilmiştir. Bu istikamette sohbetlerimde pek çok söz vardır.

Kaldı ki; benim Milli Mücâdele ve Yunanlılar’a karşı tavrım bugüne kadar yazdıklarım ve söylediklerimde bellidir. Yunan ordusunun Anadolu’da sivil halka karşı icra ettiği mezâlimi Osmanlıca olan kaynakları 1930 Yılı’nda kütüphanelerden bile toplatılmış olduğu halde ben bu eserleri bin bir güçlükle cem edip bunlardan “Yunan Mezâlimi” ismiyle bir kitap meydana getiren ve bu zulümleri genç nesillere hatırlatan cumhuriyet devrinin yegâne yazarıyım.   Benim kitabımdan başka lâtin harfleri nesilleri için buna benzer başka eser de gösterilemez.  Bu sebepledir ki; benim Yunan düşmanlığım gençlik yıllarımdan beri sabit olan bir keyfiyettir. Kaldı ki; Lozan hakkındaki kitabımda da Misak-ı Milli’ye dâhil olmaları sebebiyle Yunan’dan Batı Trakya ve Ege Adaları’nı talep eden tek şahıs benim. Bunlar altmış seneden beri ortaya koyduğum eserler ile sabitken beni Yunan dostu göstermek kasıttan başka bir şeyle izah edilemez.

  1. Millî Mücâdele değerlendirmem dolayısıyla Ahmet Hakan’ın bana atfettiği “Keşke Yunan gâlip gelseydi” sözü de tamamen yalandır. Bu husustaki konuşmamım metni internet sitelerinde hâlâ mevcuddur. Benim söylediğim söz şudur: “Yunan gâlip gelseydi Cumhuriyet’in ilk yıllarında halkın dinî hayatını imha istikametindeki hareketlerin hiçbirini yapamazdı. Ne Hilâfet’i kaldırabilir ne şer’î kanunları lâğvedebilir ne medreseyi, tekkeyi kapatabilirdi. Çünkü düşman hüviyetiyle burada bulunacağı için halkın aksülâmelinden korkardı. Ama bunların her birinin CHP’nin tek parti devrinde yapıldığını biliyoruz. Ahmet Hakan’ın belki haberi yoktur. Bugün Batı Trakya’da Osmanlı zamanından kalan şer’iye mahkemesi hâlâ faaliyettedir. Bir kimseye veya topluluğa düşman olmak onlar hakkındaki bir doğruyu ikrardan insanları men ederse bu aklî değil hissî olur. Meselâ ben İngilizler’in Yahudi güdümlü olarak başta Osmanlı Devleti olmak üzere bütün İslâm Âlemi’ne yapmış oldukları kötülükleri eserlerimde tafsilâtıyla nakletmiş olduğum halde onlar bugün ülkelerinde yaşayan Müslümanlar için altı adet şer’iye mahkemesi tesis etmiş olduklarını takdirle ifade ettim. Şu meziyetlerini göstermem dolayısıyla Ahmet Hakan gibiler beni İngiliz dostu da gösterebilir
  2. Bu cevap aynı zamanda “Bozacının şâhidi şıracı olur.” darb-ı meselini hatırlatacak şekilde Taha Akyol’un aynı gazetede bir gün sonra yayınlanan yazısına da şâmildir.

Bugün seksen yaşında bir pir-i fâniyim. Altmıştan fazla dinî, ilmî, tarihî eser yayınladım. Bunları üst üste koysam Ahmet Hakan’ın boyunu aşar. Eğer bunların birini okumuş olsaydı okyanusa düşmüş gibi boğulacak olurdu. Benim ve eserlerimin, günübirlik hadiselerle uğraşmaktan ibâret bir şahsiyeti olan Ahmet Hakan’ın değerlendirmesine ihtiyacı yoktur. Bir insanın şahsiyeti; hayat hikâyesi, sözleri ve yazılarıyla sâbit olur. O’nun bütün yazdıkları beni hiç tanımadığını göstermekte ve kıskançlığın bir eseri olarak tezâhür etmektedir. O şöhret ve itibarda benimle yarışacak bir kimse değildir. Benim haftalık konuşmalarımı yüz on ülkeden bir buçuk milyon insan dinlemektedir. O’nun gazetesini kaç kişi almakta ve bunlardan kaçı O’nun yazısını okumaktadır. Kendisine son sözüm şudur: “Çocuklar bile akranları ve emsalleriyle oynarlar.” O hiçbir hususta bana emsal olacak bir insan değildir. Bunun hakemi ise MİLLETtir.

20.07.2017

KADİR MISIROĞLU     

PAYLAŞ