KAFİRİN KALB GÖZÜ KÖRDÜR

0

İnsanı,   insan   yapan   imandır!… Daha emin bir tâbirle söylemek gerekirse kâmil mânada insan, kâmil mânada imanın eseridir. Küfür veya inkârsa ya nihilizmin (hiçbir şeyin bir sonu, mânası ve ehemmiyeti olduğuna inanmama)ya da materyalizmin eseridir.

Nihilizm, kendi kendini dipsiz bir çukura atmak veya idrâk ve iz’anı kaldıran mutlak ve nihayetsiz bir zihnî malûliyete râm olmaktır.

Materyalizm ise, tecessüs, tahayyül ve tefekkürü madde ve havass-ı hamse (beş duygu) ile tahdid ederek, beşeri ufuksuzlaştırmak, hayvânileştirmek -ve eğer tâbir caizse- maddeleştirmektir. İnsanı insan yapan, eşref-i mahlûkat (varlıkların en şereflisi) kılan bütün hasletlere saha ve inkişaf şansı bırakmayarak onları iptale mahkûm etmektir. Üstelik bu keyfiyeti, idrâke ancak izafiliklerle yol bulabilen havass-ı hamse, sahası mahdud (sınırlı) olan maddî âlem içinde daha da mahdud imkânlarla araştırıcılığa sahne olan lâboratuvar ve binbir zaafı sabit akim müşterek mesâisine dayarsa…

Üstelik, maddenin hududunda durmayan insan müfekkiresini tatmin ihtiyacı karşısında metafizik mes’elelere de el atar ve ispat külfeti bakımından kabulden farksız olan inkâr hükümleriyle ortalığı sise boğarsa…

Üstelik, yola lâboratuvardan çıkan Einstein gibi muâsır müsbet ilimcilerin maddeyi aşan izahlarla aklı dipsiz bir metafizik (fizik ötesi) âleme çeken teorileri karşısında kendi kendisi ile tezada düşmeksizin en küçük bir tenkid sahibi olamazken… Ruh, ezel, ebed, varlık, yokluk, ölüm gibi muammalar için ifsad edilmemiş hiç bir insan fıtratının sükût ve lâkaydiye (ilgisizliğe) bürünmesi imkânsızken… Varlığı inkâr edilemeyen «keyfiyet»lerin «kemmiyet»ler gibi izahı yapılamazken… Bütün bunların zatî mâhiyeti bir kenara bırakıldığı halde âsâr ve tecellilerine âid kaanun ve kaideler peşinde koşulurken… Feza’yı ezeldeki tek bir «nokta»nın hâlâ devam eden genişlemesi kabul eden görüşlerin laboratuvarda başlayan ve fakat az sonra onun mahdud çerçevesini aşarak fıtrî (yaradılıştan) tecessüse hürriyet bahşetmek mecburiyetinde kalan âlimlerce ortaya konduğu bilinirken… Hâlâ inkârla, aklı mâbud kılan rasyonalizm (akılcılık) ve materyalizmde inat ve ısrar etmek ne hazin bir sefalettir!…

Bir de tutup bu sakim (çirkin) tavrı ferdî ve içtimaî hayatın çeşitli faaliyet ve davranışlarına aksetmiş olarak düşünün… Ortaya yukarıya koyduğumuz resimdeki espriden başka ne çıkar!?…

Bu âlemin varlık sebebi olan aşkın, selim kalblerdeki tecelliyatı vücûd bulmadıkça, bugün sokakları dolduran kalabalıkların günü birlik mâcerasının resimdeki hayvanınkinden farklı, olması imkânsızdır. Gulgûlesi afâkı tutan ferdî ve içtimaî kavgalar sadece ve sadece aşksızlığın -daha emin tâbirle- imansızlığın eseridir. Zira gerçek aşk, imanın özüdür.

Her türlü beşerî tavra seviye ve vasıf kazandıracak olan imandır. Kâfirinse akıl gözü (kalb gözü kördür!… Bu gözü açmadıkça feraset avdet etmez ve beşer lâyık olduğu ulviyyete kavuşamaz!…

Zamanımızda müsbet ilimler artık lâboratuvarların dar çerçevesine sığmıyor, yeni araştırmaların sonu, fizikî sahayı aşıp metafiziğin derinliklerine dalıyor. Fizikî sahada – maddenin sırrına vukuf sayesinde- elde edilen başarılar ise, bizzat maddenin maddîliğinden bile şüphe ettirecek noktalara ulaşmıştır.

Gerçekten geçen yüzyılın katı materyalist görüşlerine mukabil bu asrın seçkin kafaları imana yönelmiştir. Çünkü dinin kavranması güç metafizik gerçekleri bu yeni keşifler karşısında – aklen ve ilmen- daha da mümkün görünüyor.

Diğer taraftan, İslâm’ın anlaşılması istikametinde Batı Âlemi’nde müşahede olunan terakki de sevindiricidir. Bu da materyalist telâkkilerin çöküşüne paralel bir gelişme arz etmektedir. Zira her geçen gün Kur’an’ı teyid eden ilmî bir keşif yapılıyor. Böylece de O’nun gerçek azametine şâhid olunuyor. Varsın ülkemizde, hâlâ Ondokozuncu Yüzyılın bâtıllarına perestiş eden (tapınan) yarı münevverler küfür ve ilhadda inad ededursunlar! Bütün Dünya her gün biraz daha iman dairesine kaymakta ve Kur’anî gerçeklere yeni bir pancur açmaktadır. Hayfa ki, kaderin mühürlediğı kalbleri, açmaya kimsenin gücü yetmez! Onların resimdeki zavallı hayvandan daha aşağı seviyelere düşmeleri müstakbel imânî şahlanışa mâni olamaz!..

Gelecek zaman, İslâm’a gebedir!.. Bu büyük tecellinin müjdeci emarelerine karşı lâkayd kalıp da bize ve davamıza düşmanlık güdenlerin zararı sadece ve sadece kendilerine dokunacaktır! Onlar, şeytanın boyunlarına bağladığı bir çubuğun ucundaki havuca ulaşmaya çalışan zavallılardır. Onlar bize kızarken, biz onlara acıyor ve Rabbimizden kendilerine hidâyet diliyoruz.*

*Arifan Dergisi EKİM 2009

PAYLAŞ