BİZDEN HABERLER

0

BİZDEN HABERLER

  1. Mâlûm olduğu üzere “Târihten Günümüze Tahrif Hareketleri” isimli eserimizin 5’i Gülen bir diğeri de Tayyar Altıkulaç olmak üzere altı dava açılmıştı. Bunlardan F. Gülen’e âid olanları hâlen temyiz safhasında olduğu ve temyiz neticesi beklenmeden Erzurum’daki üç davaya âid para cezasının icraya konulmasıyla 30.100 TL ödemiş bulunduğumuzu evvelce nakletmiştik. Şimdi ise Tayyar Altıkulaç davasında da karar çıkmış ve temyiz beklenmeden verilen nakdî ceza icraya konulmuş olduğundan 7.853,15 TL tarafımızdan ödenmiştir. Aşağıya koyduğumuz talep vesikasında açıkça görüleceği üzere eski bir Diyanet İşleri Reisi olan şahıs bizden “faiz” de talep etmiş ve bu meblağ bizi sevenlerin gönderdiği faiz paralarından ödenmiştir.
  2. Orta Doğu Gazetesi’nin 15.11.2014 târihli nüshasında Yücel Bulut isimli tanımadığımız biri tarafından “ATATÜRK’E SÖVEN KADİR MISIROĞLU KİMDİR?” başlığı altında yazılan hakaretâmiz bir yazıya Üstad mûtad sohbetlerinden birinde şifahen vermiş olmasına ilâveten tarafımızdan ayrıca hakaret ve iftira davası açılmıştır. Bu dava dolayısıyla mahkemeye tevdi ettiğimiz müdafaamızın ekleriyle birlikte umûmî efkâra duyurulmasında fayda mülâhaza ediyoruz. Zira şifâhî müdafaada vesikalar zikredilmekle iktifa edilmiş olduğu cihetle burada sûretlerinin görülmesini arzu ettik. Bu sebeple dava dilekçemizi “Cevaplarımız” bölümünü ekli vesikalarıyla değerli izleyicilerimizin dikkatlerine sunuyoruz.

CEVAPLARIMIZ

İstanbul’da yayınlanan “Ortadoğu Gazetesi”nin 15.11.2014 târihli nüshasında “Serbest Köşe” isimli sütunun yazarı Yücel Bulut imzasıyla yayınlanan yazıda müvekkilim Kadir MISIROĞLU hakkında hilâf-ı hakikat beyanlarla tahkir edici sözlere yer verilmiştir. “ATATÜRK’E SÖVEN “KADİR MISIROĞLU” KİMDİR” başlığı altındaki bu yazı baştan başa okunduğunda müvekkilimin fikirlerine karşı bir muhâlefetin eseri olduğu anlaşılan ve fakat o fikirlere cevap vermek yerine bundan takriben elli sene evvel vâki olmuş bulunan bir ticârî faaliyet gâyet yanlış bir sûrette ele alınarak müvekkilime hakaretler yapılmış ve hilaf-ı hakikat beyanlarda bulunmuş olduğu cihetle bunları aşağıda kısaca ifade etmek istiyoruz.

  1. Adı geçen yazarın EK.1’de takdim olunan yazısında açıkça görüleceği üzere daha yazının başlangıcında müvekkilim hakkında “Kimine göre zavallı bir meczup, kimine göre ardından gidilmesi gereken bir fikir önderidir. Hitabetini görenlerde “Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı?” kuşkusunu bırakan garip bir üslubu vardır. Tabi ki bilemeyiz, Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı?” denmekte ve bu yazının sondan bir evvelki cümlesinde ise bu “şarlatan” kelimesini bir kere daha tekrarlanarak “Müslüman mı yoksa koca bir şarlatan mı bilemeyiz.” denmektedir.
  2. Daha sonra “Bugün “dindar gençliğe” rol model olarak sunulan ve kendini “belli ölçüde deliyim” şeklinde tanımlayan” ibâresine yer verilmiştir. Müvekkilimin bu mâhiyette yazılı veya sözlü bir sözü tahrif ile müvekkilimi itibarsızlaştırmak için kullanılmıştır. Zira Eskişehir Hapishanesi’nden naklini temin için temârküz etmiş ve bunu defaatle tafslâtıyla anlatmıştır.
  3. Dr. Mehmet Müftüoğlu; ağzı iyi laf yapan bu genç adama güvenir. Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı‘yla birlikte “ORTAŞARK” isimli Hac ve Umre Organizasyon Şirketi’ni kurarlar. Hacı Bayram Mevkiinde Kıskaç Sok Numara 4’te kurulan bu şirket Güney Matbaasının hemen yanındadır.” tarzındaki sözler de tamamen hilaf-ı hakikattir. Şöyle ki:
  4. Mehmed Müftüoğlu Dr.” değildir. Sıradan bir Ezher Üniversitesi mezunudur.
  5. ORTAŞARK isimli şirketle müvekkilimin hiçbir alâkası yoktur.
  6. Müvekkilimin sâhip olduğu şirket EK.2’de ruhsat fotokopisini ibraz ettiğimiz “Selâmet Turizm” adındaki şirket olup faaliyet merkezi İstanbul’dur. Ayrıca Mehmed Müftüoğlu da bu şirketin ortağı değildir. Mehmed Müftüoğlu’nun şirketi EK.3’te gösterilen antetli mektup zarflarından anlaşılacağı üzere “Müftüoğlu Seyehat Acentası” olup faaliyet merkezi Ankara’dır. EK. 4’te ticaret sicilinin Selâmet Turzim’e aid ilân fotokopisi sunulduğuna nazaran bu şirket İhsan Toksarı ile müvekkilim arasında kurulmuş olup 1963 Yılı’nda Mehmed Müftüoğlu ile sâdece o yıl için bir müşterek Hac Organizasyonu yapmıştır. Bu Selâmet Turizm’in ikinci Hac Organizasyonu’dur. Yazar bütün bu yanlışlara ilâveten Mehmed Müftüoğlu’nun hac kafilesi ile birlikte Suudi Arabistan’a gittiği hâlde müvekkilimin Türkiye’de kaldığını yazmaktadır ki; bu da doğru değildir. Müvekkilim Mehmed Müftüoğlu ve kafile ile birlikte 1963 Yılı’nda Hacc’a birlikte gitmiştir. İstanbul’da kalan diğer ortak İhsan Toksarı’dır.
  7. Yazar, müvekkilimin İhsan Toksarı ile birlikte İstanbul’da kaldığını ve O’nunla birlikte Hac paralarını buharlaştırdığını iddia etmekte ve İhsan Toksarı’nın bu paralarla Bebek’te bir apartman yaptırdığını müvekkilim Kadir Mısıroğlu’nun ise bu paraların bir kısmını buharlaştırdığını iddia etmektedir. Bu sözler de hilaf-ı hakikattir. Şöyle ki; İhsan Toksarı’nın Bebek’te apartman yaptırdığı iddiası doğru olmadığı gibi müvekkilim muârızları bu iddiayı Kadir Mısıroğlu adına tahvil ederek bir kere tahrif edip EK.5’te görüldüğü üzere Sözcü Gazetesi’nde “Mısırlıoğlu Hac Parası ile Bebek’ten Ev Aldı.” başlığı altında yayınlamış ve bu sûretle yeni bir tezvirata sebep olmuştur.
  8. Mehmed Müftüoğlu’nun müvekkilim Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’ya dava açmış bulunduğu iddia edilmekte buna dâir mahkeme kararının meraklı olanlara gönderilebileceğini beyan edilmektedir. Bu beyan da hilaf-ı hakikattir. Gerçi Mehmed Müftüoğlu bir dava açmıştır fakat bu dava münhasıran İhsan Toksarı’ya karşı açılmıştır. Bunu ispat için Mehmed Müftüoğlu’nun müvekkilime yazdığı iki samimi mektup EK.3’te takdim edilmiştir. Burada açıkça görüldüğü üzere müvekkilim dâhil-i dava olmadığı gibi fikren Mehmed Müftüoğlu’nun yanında yer almıştır. Bu mektupların muhtevasının şu sarih ifadesin ilâveten şunu da söyleyebiliriz ki, Mehmed Müftüoğlu açtığı bu dava dolayısıyla İhsan Toksarı hakkında tevkif kararı çıkartmış ve İhsan Toksarı’nın hakkındaki bir karar O’nun İlim Yayma Cemiyeti kongresinde kongre başkanlığı yaptığı bir sırada gazetelerde haber olmuştur. Bu habere dâir bir gazete kupürü EK.6’da takdim edilmiştir. Aradan geçen uzun zaman sebebiyle haberin birinci sayfadaki başlığı bulunamamışsa da devamına âid metin bu gerçeği ispata kâfi olduğu cihetle takdim edilmiştir.
  9. Yücel Bulut bu iftiraların devamında müvekkilimin 1980 İhtilâli sonrası yurt dışına çıkışını kınayarak “şeytan dediği Batı’ya sığındığı, Almanya’da Frankfurt’a yerleştiği sonra da İngiltere’ye geçtiği” iddia edilmektedir. Ayrıca solcu ve ülkücülerin hücrelerde tutulduğu olduğu günlerde “korkmuş ve soluğu yurt dışında almış” iddiasında bulunulmuştur. Hâlbuki pek çok solcu ve ülkücünün de aynı tarzda yurtdışına çıktığı malumdur.

Bununla beraber müvekkilimi itibarsızlaştırmak maksadıyla vâkî bu iddiaya karşı ülkücü hareketi başlatan Alparslan Türkeş’in müvekkilime göndermiş bulunduğu iltifatkâr mektuplardan birini EK.7’de dikkatlere sunmuş bulunuyoruz.

Müvekkilim 12 Mart Muhtırası’ndan sonra Eskişehir Askerî Mahkemesi’nde muhâkeme altın alınmış, işkence görmüş ve yedi seneye mahkûm edilmiş olduğu cihetle askerî mahkemelerin adâlet tevziindeki gayr-i hukûkîliğe şâhid olduğu için ve 1980 İhtilâli hengâmında Milli Selâmet İdaresi Genel İdare Kurulu üyesi bulunduğu ve bu kurul üyeleri hakkında toptan tevkif kararı verilmiş bulunduğu için vatan-ı azizinden ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır. Bunun için o târihte çıkarmakta bulunduğu Sebil adlı dergi dolayısıyla Almanya’dan bu derginin Frankfurt’taki bürosuna istinaden oturma hakkını elde etmiş bulunuyordu. (EK.8) Bundan istifade ile Almanya’ya gitmiştir. EK.9’da sunduğumuz Milliyet Gazetesi’ne aid bir listede görüleceği üzere O’nun gibi siyâsî iltica yolunu tutan otuz bin kişiden hiçbirini itham etmek bugün kimsenin aklından geçmemektedir. Mezkûr listede görüleceği üzere “171 kişinin işkenceden öldüğü belgelenmiş” bulunduğuna nazaran müvekkilimin bu hareketini kınanmanın insafla bağdaşır bir yönü yoktur. Muhakeme edilmek üzere yurda davet edilmiş, gelmemesi üzerine de vatandaşlıktan atılmıştır. İbrâz ettiğimiz bu vesikada görüleceği üzere O’nun da dâhil olduğu 14.000 kişi vatandaşlıktan ihraç edilmiştir.

  1. Yazar, müvekkilimin daha sonra İngiltere’ye geçtiğini ve oradan siyâsî ilticâ talebinde bulunduğunu yazmış bulunmaktadır. Müvekkilim Almanya’daki oturma hakkına çoluk çocuğu dâhil olmadığı için onları İngiltere’ye götürmüş kendisi de geçim imkânı sebebiyle mevcud olan Almanya’daki bürosunun başına dönmüştür. Bununla beraber çoluk çocuğuna şâmil olması için siyâsî ilticâ talebini İngiltere’den talep etmiş ve onların siyâsî mültecilere tanıdıkları hiçbir hakkı kullanmadığı gibi vatandaşlık verme tekliflerini de kabul etmemiştir. Yurt dışında yaşayabilmek için mecburen yaptığı siyâsî iltica talebiyle çirkin bir şekilde kınanması da yersiz ve haksızdır.

Üstelik bir de on bir yıllık gurbet hayatında şeriat ülkesi Suudî Arabistan’a gitmediği iddia edilmiştir ki, bu da doğru değildir. Müvekkilimin gurbette iken gerek ticaret ve gerekse de Hac maksadıyla Suudî Arabistan’a müteaddid seyahati vardır.

  1. Müvekkilimin gurbette iken Mehmed Müftüoğlu’nu hatırlamadığını söylemesi de yersizdir. Zirâ o târihlerde Mehmed Müftüoğlu rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.

Bununla beraber Mehmed Müftüoğlu ile ilgili meselenin nihâi safhasını da söyleyelim. O’nun İhsan Toksarı’ya dava açması üzerine araya İhsan Toksarı’nın kayınpederi ve din âlimi Ali Haydar Efendi’nin oğlu olan Şerif Gürbüzler girerek bir hakem heyeti teşkil edilmiş ve bu heyet haksızlığın İhsan Toksarı’da olduğunu tespitle meseleyi şoförle bakiyye kalan 50.000 Türk Lirası borcun kayınpeder sıfatıyla O’nun tarafından ödenmesiyle kapanmıştır. Müvekkilim de uhdesine alamadığı kârın alınmış gibi vergisini ödemiştir.

  1. Müvekkilimin Almanya’da câmi câmi dolaşarak ve her aklına gelene küfrederek şirket kurduğuna dâir beyan da doğru değildir. Müvekkilim Almanya’daki ticâri faaliyetlerini “Gurbet İçinde Gurbet” isimli kitabında mufassalen anlatmış olduğu üzere meşrû bir ticârî faaliyette bulunmuştur. Geçim mecburiyeti ile giriştiği bu faaliyet esnasında yazarın iddia ettiği gibi her aklına gelene sövdüğüne dâir hiçbir beyanı gösterilemez. Bunun mantıkî bir izahı da olamaz!..
  2. Müvekkilimin Celâl Bayar hakkındaki tenkidleri dini nokta-i nazardandır. O Celâl Bayar ile müteaddid görüşme yapmıştır. Bunlara dâir beyanlarının hiçbirinde hakaretâmiz bir söz gösterilemez. Müvekkilim elliden fazla dinî ve târihî mevzularda eser yazmış bir insandır. Yazar, bunların herhangi birinde herhangi bir kimse hakkında normal tenkid çerçevesini aşan bir beyan zikretmeksizin müvekkilimi aklına gelen herkese küfreden biri gibi göstermesi bir iftiradan ibarettir.
  3. Yazarın müvekkilimin Mehmed Akif’e küfrettiğine dâir beyanı da bir iftiradan ibarettir. Gerçi böyle bir iddia basında yer almış ve bundan dolayı da Mehmed Akif Bey’in torunları dava açmışlarsa da ibraz ettiğimiz EK.10’da görüleceği üzere kendilerine müvekkilimin Akif hakkındaki sözleri dinletildiğinde ortada bir hakaret mevcut olmadığı sâbit olmasıyla onlar şikâyetlerinden vazgeçmişler ve basındaki bu tezviratın kasten müvekkilimin muârızlarının eseri olarak ortaya atıldığını kabullenmişerdir. Kaldı ki, müvekkilim daha lise talebesi iken M. Akif için mevlid okutmuş bulunduğu gibi O’nun Milli Mücâdele’ki hizmetlerini de “Sarıklı Mücahidler” isimli eserinde uzun uzadıya takdirle nakletmiş bulunmaktadır.

Müvekkilimin ilk eseri olan “Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi?!” isimli kitabı 1966 Yılı’nda yayınlamıştır. O günden beri de elliden fazla eser telif etmiş, binlerce konferans vermiştir. Yücel Bulut takriben almış seneden beri temâdi eden bu fikrî faaliyetten bir kusur bulmaya çalışacağına elli sene evveline giderek müvekkilimi mağduru olduğu bir ticârî faaliyeti ele alarak O’nu suçlu göstermeye çalışması müvekkilimin tertemiz hayatından mucib-i tenkid bir şey bulamadığını gösterir. Müvekkilimin gördüğü alâkadan rahatsız olduğu anlaşılan mâhud yazar ihtimâl müvekkilimin son günlerde “Paralel Yapı” ile mücadelesinden duyduğu bu rahatsızlığı hakaret etmeden mukabil fikirlerle çürütmeye çalışabilirdi. Bunu yapmayıp sloganımsı sözlerle iktifa etmesi ve elli yıl geriye giderek eski bir vak’ayı tahrife kalkışması acziyetten başka bir şey olmasa gerektir.

EKLER Dosyayı İndir

PAYLAŞ